logo yeni

calisanlar2 copy

GÖREVDEN KAYNAKLANAN GÜÇ (EFOR) KAYBI NEDENİYLE TAZMİNAT İSTENMESİ

Aktif . Yayınlanma Memur Hakları

Özeti : Kamu görevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemlerinin kabul edilmesi gerektiği hakkında.

Danıştay 10. Dairesinin 29/01/2018 tarihli ve E: 2017/2001, K: 2018/177 sayılı Kararı.

Temyiz Eden (Davalılar) : 1-Adalet Bakanlığı

Vekili                                  : ...

2-İçişleri Bakanlığı (Jandarma Genel Komutanlığı)

Temyiz Eden (Davacı) : ...

Vekili                                  : Av. .

istemin Özeti : Sivas İdare Mahkemesince Danıştay Onuncu Dairesinin 11/12/2013 tarih ve E:2011/25, K:2013/8919 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle verilen 27/04/2017 tarih ve E:2014/761, K:2017/612 sayılı karara karşı taraflar temyiz isteminde bulunmakta kararın aleyhlerine olan kısımlarının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca bozulmasını istemektedirler.

Savunmaların Özeti : Davacı tarafından davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır, davalı idarelerce savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi : ....

Düşüncesi : İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanması; maddi tazminata ilişkin kısmının ise, gerçek maddi zararın tespit edilebilmesi için kamu görevlisi olan davacının aylık net geliri güncel veriler üzerinden hesaplanarak efor kaybı oranının bu miktara uygulanması suretiyle yeniden belirlenmek üzere bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince, dosyanın tekemmül ettiği görülmekle davalı idarelerden Adalet Bakanlığının yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin tarafların temyiz istemlerinin esas yönünden incelenmesine geçildi, gereği görüşüldü:

Dava; Sivas ili Koyulhisar İlçe Tarım Müdürlüğünde ziraat teknisyeni olarak görev yapan davacının, yürütülmekte olan bir adli soruşturma için Koyulhisar Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılacak tahkikata esas olmak üzere zarar-ziyan tespiti için bilirkişi olarak görevlendirilmesi üzerine 31/07/2008 tarihinde İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı araç ve ekiple gittikleri Çukuroba köyünden dönmekte oldukları sırada meydana gelen terör saldırısı nedeniyle yaralanması olayında, gerekli yol emniyetinin sağlanmadığı ve güvenlik önlemlerinin alınmadığı, bu nedenle idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen işgücü kaybına karşılık olarak 160,000 TL (17/04/2017 kayıt tarihli dilekçeyle ıslah edilmek suretiyle 375.855,68 TL) maddi ve 140.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.

Sivas İdare Mahkemesince; Danıştay Onuncu Dairesinin 11/12/2013 tarih ve E:2011/25, K:2013/8919 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle, dava dışı kişilere ait bir arazide bulunan anızlara zarar verilmesi olayıyla ilgili zararın tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmak üzere gidilen Çukuroba köyünde saldırı tarihi itibarıyla terör örgütü üyelerinin bulunduğunun, kişiler arası anlaşmazlıklarda terör örgütünün tehditlere konu edilmesinden dosyada bulunan Jandarma İnceleme Raporundaki "dağda 10 adamım var orada hesaplaşırız" şeklindeki söylemlerden) anlaşıldığı; öte yandan, keşif bitiminde, heyetin gidiş yoluyla aynı güzergah üzerinden dönüşe geçtiği, halbuki güvenlik önlemi olarak farklı bir yol kullanılmasının mümkün olduğu, olayın yaşandığı bölgenin terör örgütlerinin geçiş güzergahı olduğunun bilinmesine rağmen ormanlık alanda bulunan yolun kullanıldığı, ayrıca saldırının dört ayrı mevziden yoğun silah atışı ile gerçekleştirildiği ve saldırı esnasında şehit verildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; yapılacak bilirkişi incelemesi için yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığı, görevli personel güvenlikle ilgili dikkat ve özen yükümlülüğünü tam olarak yerine getirebilmiş olsaydı söz konusu terör saldırısının yaşanmama ihtimalinin olduğu, böyle bir saldırının muhtemel olacağını öngöremeyen ve önleyemeyen davalı idarelerin müteselsilen kusurlu ve sorumlu olduğu sonucuna varıldığı; davacının uğradığı %41 oranındaki çalışma gücü kaybı için ödenmesi gereken tazminat miktarının hesaplanması amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor hükme esas alınarak 375.855,68-TL maddi ve 50.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 425,855,68-TL tazminatın, ıslah isteminden önceki 210.000,00-TL'lik kısmına dava açma tarihinden itibaren, 215.855,68-TL'nin ise ıslah dilekçesinin verilme tarihi olan 17/04/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.

Davalı idareler tarafından, olayın meydana gelmesinde idarelerine atfedilebilecek bir hizmet kusuru veya ihmalin bulunmadığı, davacının olay sonrasında aynı göreve devam etmesi nedeniyle maddi zararının oluşmadığı, manevi tazminata hükmedilmesini gerektirecek nedenlerin olayda mevcut olmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek İdare Mahkemesi kararının davanın kabulüne ilişkin kısmının ve yargılama giderleri ile vekalet ücretine ilişkin kısmının; davacı tarafından ise maddi tazminatın eksik hesaplandığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu ileri sürülerek İdare Mahkemesi kararının aleyhine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

İdare mahkemesince zararı doğuran terör saldırısını öngöremeyen ve önleyemeyen idarelerin müteselsilen kusurlu ve sorumlu olduğu yolunda değerlendirme yapılmakla terör olaylarının önlenmesinde her iki idare eşdeğer konumda değerlendirilmiş ise de; yürütülen bir adli soruşturma kapsamında Cumhuriyet başsavcılığı tarafından bilirkişi olarak atanan davacının uğradığı zarar, adalet hizmetlerinin yerine getirilmesi için üstlenilen kamu görevi sırasında meydana geldiğinden, İçişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı'nın zararın tazmininden birlikte sorumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi;

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

Temyizen incelenen kararın manevi tazminata ilişkin kısmı, usul ve hukuka uygun olup, taraflarca ileri sürülen temyiz nedenleri kararın manevi tazminata ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir.

İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi;

Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmektedir. Bu doğrultuda kamu görevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemlerinin karşılanması gerektiğinde duraksama yoktur.

İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde ve gücünde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.

İşgücü kaybına uğramakla birlikte mevcut görevine devam eden veya başka bir göreve atanmak suretiyle kamu görevine devam eden kamu görevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemleri, mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle aşağıda belirtilen ilkeler çerçevesinde hesaplanmalıdır.

A-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, idarece bedensel kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık gelirinde bir azalma olmamış ise, kamu görevlisi olan davacının yeni görev yerindeki aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.

B-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, bedensel kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık gelirinde bir azalma olmuş ise, davacı kamu görevlisinin önceki görev yeri aylık geliri ile yeni görev yeri aylığı arasındaki "fark" kadar ve ayrıca davacının yeni görev yerinde aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarf edeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine tespit edilen bu oran uygulanmak suretiyle belirlenecek "tutar" kadar toplam güç (efor) zararı bulunduğu dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.

C-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan davacı kamu görevlisi aynı işi yapmaya devam ediyor ise, kamu görevlisi davacının aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarf edeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.

Öte yandan; idarenin tazmin borcunu doğuran eylem veya işlemlerden dolayı uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın hesaplanması özü itibarıyla varsayımsal verilere dayalı ise de; mahkemelerce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle İdare Mahkemesince, raporun düzenleneceği tarih itibarıyla davacı kamu görevlisinin aylık net gelirinin ilgili idarelerden sorulması, ayrıca davacı kamu görevlisinin halen görev yaptığı idareden veya Sosyal Güvenlik Kurumundan yasal emeklilik yaşı da sorularak gelen cevaplara göre yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde güç (efor) zararının yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun "Mâlül sayılma" başlıklı 25. maddesinin 1. fıkrasında, "Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl sayılır." hükmü yer almıştır.

Terör saldırısı sonucunda çalışma gücünü %41 oranında kaybeden davacının tekniker olarak çalışmaya devam ettiği, yukarıda aktarılan Kanun hükmüne göre davacının çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifesini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmediği, bir başka ifadeyle dolayısıyla meslekte kazanma gücü kaybı oranının %60’ın altında kaldığı, emsali kamu görevlisine nazaran daha fazla efor harcamak suretiyle de olsa çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması olası bulunduğundan, yasal emeklilik yaşından sonrası yönünden pasif dönem zarar hesabı yapılmamalıdır.

Nitekim, pasif döneme ilişkin güç (efor) tazminatı ile ilgili olarak Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğu görülmektedir.

Bu durumda; İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, beden gücü kaybına uğradıktan sonra aynı işi yapmaya devam ettiği görülen davacı kamu görevlisi ile ilgili olarak, idarelerin ara kararına vermiş oldukları cevaptaki bilgiler ve yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınmak suretiyle güç (efor) kaybına dayalı maddi tazminat istemi hakkında yeniden karar verilmesi gerektiğinden, denetime evlerişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak verilen kararın maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davacının ve davalı idarelerin temyiz istemlerinin kısmen reddiyle Sivas İdare Mahkemesinin 27/04/2017 tarih ve E:2014/761, K:2017/612 sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, davacının ve davalı idarelerin temyiz istemlerinin kısmen kabulüyle anılan kararın maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına, bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/01/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bizi Sosyal Medyada Bulun

Sosyal medya sayfalarımıza üye olarak haberlerimize ulaşmak için aşağıdaki ikonları kullanabilirsiniz.

İçerik Koruması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince, Sitemiz içeriğinin izinsiz olarak kopyalanması, alıntı yapılması yasaktır.