logo yeni

DİNÇER: KARDEŞİM İÇİN BAKANI ARADIYSAM YÜZÜME TÜKÜRÜN

Aktif . Yayınlanma mansethaber

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, MHP'nin verdiği gensoru önergesini yanıtlarken kardeşi ve çocuğu ile ilgili iddialara da cevap verdi.

Dinçer kardeşiyle ilgili olarak "Burada dile getirilen birkaç husus var, üzerinde konuşmak istemediğim ama sizleri bilgilendirmek istediğim. Onlardan bir tanesi, maalesef, kardeşim ve çocuğumla ilgili dedikodu burada dile getirildi. Çok şükür, açık ve net yine söylüyorum: Ekşi ayran içmedim, karnım ağrımıyor. Benim kardeşim, ben Ankara'ya gelip Başbakanlık Müsteşarı olmadan önce Türkiye'deki herhangi bir hastanede başhekim yardımcısıydı, hâlâ öyle, aktif değil belki ama o kadroda öyle. Dünya Bankası projesinde çalıştığı doğrudur. Ama Dünya Bankası projesinde çalışan insanları, buradaki insanlar, Sağlık Bakanlığının personeli seçmez, Dünya Bankasının o projeyi destekleyen birimi seçer ve onlar onaylarlar. Çünkü benim kardeşim sadece doktor değil, aynı zamanda Türkiye'de hastane yönetimi konusunda uzmanlaşmış çok az sayıdaki insanlardan birisidir" ifadelerini kullanırken, "Bir kere olsun, kendisine (Sağlık Bakanına), konuyla ilgili kardeşimden bahsetmişsem -sekiz on yıllık süre içerisinde- yüzüme hep beraber tükürebilirsiniz." dedi.

Açıklamaların devamında Isparta milletvekili Nevzat Korkmaz'ın "kardeşiniz bahsetmiş olabilir mi?" şkelinde seslendiği duyuldu.

Yeniden yapılanmayla ilgili neler yaptıklarını da anlatan Dinçer, "Yeniden yapılanmayı gerçekleştirdikten sonra, teşkilatı daha küçük ve etkin hale getirdim. Daha kısa, daha çabuk karar verebilen, daha esnek bir yapıyla dünyayla uyum sağlayabiliriz. Şu anda 20 civarında yönetim birimimiz var" dedi.

Kamer Genç' in "Başka adam yok muydu bacanağını müsteşar yapmışsın" nidasından sonra Dinçer açıklamalarına şöyle devam etti:

"Şu anda, daha önceki dönemde 393 şube müdürü görev yapıyor ve yaklaşık da 240 daire başkanı, genel müdür, genel müdür yardımcısı görev yapıyorken Bakanlığımızda, bugün o 140'ın karşılığı olarak 114 genel müdür ve grup başkanı görev yapıyor. 393 şube müdürü yerine ise 17 tane şube müdürüyle çalışıyoruz. Aktif kadroda görev yapanları kastediyorum. İşte, bu 114 yöneticinin tam 54 tanesi yüksek lisansını tamamlamış, 4 tanesi yüksek lisansına devam ediyor, 23 tanesi doktorasını tamamlamış, 9 tanesi doktorasına devam ediyor. Sadece yüksek lisans ve doktorası olmayan 13 tane arkadaşım var, onlar da eski tecrübelerine istinaden görevdeler ama daha önemlisi, bu arkadaşların tamamı en az beş ila on yıl süreyle sahada öğretmenlik yapmış, alan bilgisine ve tecrübesine de sahip insanlardan oluşuyor.

Yine bu arkadaşlarımın şu anda, eğer biz KPDS'de yani yabancı dil sınavında 70 puanı yabancı dil biliyor kabul edersek -ki bürokrasi bunu kabul ediyor- bizim yaklaşık olarak 39-43 tane arkadaşımız bu puana sahip yabancı dil bilgisine sahip. Ama KPDS'si olmadığı hâlde bir yabancı dili iyi bilen ve konuşan, üzerine ikinci, üçüncü yabancı dili bilen arkadaşlarımızın toplam sayısının 54 olduğunu size söylersem nasıl nitelikli bir kadronun Millî Eğitim Bakanlığında çalıştığını size ifade edebilirim. Evet, bu arkadaşları ben göreve getirdim ve bunların her birisi de göreve gelirken ehliyeti, liyakati hesap edilerek getirildiler ve bunların her birisinin başarı şartlarını ve kurallarını ortaya koyduk ve ben bu arkadaşlarımla yaklaşık bir yıl çalıştım. Oyunun kuralı, başarılı olmanın bedeli belliydi ve hepsini geçici görevlendirmeyle göreve getirmiştim. Görevdebaşarılı olan arkadaşlarım bugün görevlerine devam ediyorlar, başarılı olmadıklarını düşündüğüm yahut da takıma ayak uyduramadıklarını düşündüğüm, yine kendi göreve getirdiğim arkadaşlarımı değiştirdim, yerlerine yenilerini koydum, onlarda da aynı ehliyet ve liyakat şartlarını aradım. Ne mahzuru var? Kendi göreve getirdiğim arkadaşlarımı görevden alacak kadar dirayet sahibi olduğumu gösteren bir belge değil midir bu? Daha da önemlisi, Millî Eğitim Bakanlığının aslında başarı esaslı bir çalışma yaptığına dair en büyük göstergelerden birisi değil midir bu? Daha da önemlisi, aslında bizim liyakati esas aldığımıza dair bir ifade değil midir bu yaklaşım tarzı?"

Oğlu ile ilgili iddialara da değinen Bakan Dinçer:

"Oğlum ile ilgili iddia doğru değil dedikodudur. Benim çocuğum Türk Hava Yolları’nda (THY) çalışmıyor. THY’nin de ortak olduğu bir Amerikan firmasında çalışıyor. Buraya gelmeden önce ABD’de sigorta şirketinde yönetici idi. Burayatransfer ettiler. Belki benim çocuğum oradan yıl sonu itibariyle ayrılacak. Kardeşim ve çocuğum, ben bakan olmasaydım, çok daha iyi yerlerde olacaklardı." dedi.

 

Bizi Sosyal Medyada Bulun

Sosyal medya sayfalarımıza üye olarak haberlerimize ulaşmak için aşağıdaki ikonları kullanabilirsiniz.

İçerik Koruması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince, Sitemiz içeriğinin izinsiz olarak kopyalanması, alıntı yapılması yasaktır.