logo yeni

TAM GÜN YASASI İLE İLGİLİ İPTAL KARARININ GEREKÇESİ YAYINLANDI

Aktif . Yayınlanma mansethaber

saglik4Anayasa Mahkemesi tarafından 2014 yılında alınan tam gün yasası ile ilgilli kararın gerekçesi Resmi Gazete'de yayınlandı.

Anayasa Mahkemesi, 7/11/2014 tarihli toplantısında, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının, mesai saatleri sonrası da dâhil olmak üzere kanunlarda belirtilen haller dışında mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamayacakları; gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir iş yerinde veya vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışamayacaklarına ilişkin kuralların iptali istemini reddetmişti.

Mahkeme, söz konusu faaliyetlerde bulunan tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının, Kanun’un yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde bu faaliyetlerini sona erdirmeleri, bu süre içinde faaliyetlerin sona erdirmemeleri halinde istifa etmiş sayılacakları ve üniversiteyle ilişkilerinin kesileceğine ilişkin kuralları ise iptal etmişti.

Dava Konusu Kurallar

Dava konusu kurallarla, memurların ve Türk Silahlı Kuvvetler mensuplarının, mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açmaları, gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir işyerinde veya vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışmaları genel bir düzenleme ile yasaklanmıştır.

Bu bağlamda, 2547 sayılı Kanun ile 2955 sayılı Kanun’da değişiklik yapılarak kanunlarda belirtilen haller dışında, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre öğretim elemanları ile Gülhane Askeri Tıp Akademisindeki kadrolu asker ve sivil öğretim elemanları söz konusu genel düzenlemelere tâbi kılınmıştır. Böylece 2547 sayılı Kanun ile 2955 sayılı Kanun’a tâbi olarak görev yapmakta olan öğretim elemanlarının mesai sonrasını da kapsar bir şekilde kural olarak muayenehane açmaları ve özel hastane ve poliklinikler de dâhil olmak üzere herhangi bir işyerinde çalışmaları yasaklanmıştır. Kurallarla ayrıca söz konusu faaliyetlerde bulunan tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının üç ay içinde bu faaliyetlerini sona erdirmeleri, bu süre içinde faaliyetlerini sona erdirmemeleri halinde istifa etmiş sayılacakları ve üniversiteyle ilişkilerinin kesileceği düzenlenmiştir.

Davanın Gerekçesi

Dava dilekçesinde, dava konusu kuralların, Anayasa’da güvence altına alınan yaşama hakkı ile Devletin herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama görevine aykırılık oluşturduğu, üniversitelerin bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişime ve kalkınmaya destek olmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek gibi görevlerini yerine getirmesini engellediği ve tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanları ile diğer öğretim elemanları arasında eşitsizlik yarattığı ve mesai saatleri dışında serbest meslek faaliyeti yürüten öğretim üyelerinin hukuki güvenliğini ihlal ettiği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2., 10., 17., 56., 130. ve 153. maddelerine aykırı oldukları ileri sürülmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

1- Tabiplerin ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının, mesai saatleri sonrası da dâhil olmak üzere mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamayacaklarına ilişkin kurallar

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. ve 56. maddeleri uyarınca Devletin, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruyup geliştirmek, hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak üzere hasta-hekim ilişkisini düzenleyebileceğini, hekimlerin hastalarını gereği gibi takip edebilmeleri için gerekli gördüğü önlemleri almak amacıyla çalışma koşullarını yeniden belirleyip bazı kayıtlara tâbi tutabileceğini belirtmiştir.

Mahkeme, kanun koyucunun dava konusu kurallarla kamu ve özel sağlık hizmetlerinin ayrı organize edilmesi temelinde, kamu ve özelde mesleğini icra eden hekimler için ayrı çalışma sistemleri öngörerek, kamuda çalışan hekimlerin çalışma koşullarına bazı sınırlamalar getirdiğini, bu sınırlamalarla kamuda çalışan hekimler ile tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanları tarafından verilen sağlık hizmetinin daha etkin, verimli ve kaliteli olarak sunulmasının amaçlandığını, bu amacın söz konusu sağlık hizmetlerinden yararlanan hastaların yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını geliştirme amacını korumaya yönelik olduğunu, kaliteyi ve verimi artırmak suretiyle kamuda daha iyi bir sağlık hizmeti sunulmasının sağlanması amacıyla yasalaştırılan dava konusu kurallarda, Devletin kişilerin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama görevine aykırı düşen bir yönün bulunmadığını ifade etmiştir.

Mahkeme, Anayasanın 130. maddesinde, yükseköğretim kurumlarının çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacıyla kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olduğunun ve öğretim üyeleri ve yardımcılarının serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabileceklerinin belirtildiğini ancak anılan bilimsel ve idari özerkliğin, öğretim elemanlarının çalışma koşullarına ilişkin düzenlemeler yapılmasına engel olmadığını, zira öğretim elemanlarının öncelikli ve asli görevinin, yükseköğretim kurumlarında, kanunlarda belirtilen amaç ve ilkelere uygun biçimde ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde eğitim-öğretim ve uygulamalı çalışmalar yapmak, proje hazırlıklarını ve seminerleri yönetmek, bilimsel araştırmalar ve yayımlar yürütmek, öğrenci yetiştirmek, öğrencilere rehberlik etmek olduğunu ifade etmiştir.

Mahkeme öğretim elemanlarının kamu görevlisi olmaları nedeniyle yukarıda belirtilen görevlerini aksatmadan yerine getirmelerinin esas olduğunu, kanun koyucunun dava konusu kurallarla, üniversitelerde daha iyi eğitim ve sağlık hizmeti verilmesini sağlama amacına yönelik olarak burada görev yapan öğretim elemanlarının unvan ve statülerini dikkate almak suretiyle çalışma koşullarını belirlediğini ve bazı sınırlamalara tâbi tuttuğunu, kurallarda öğretim elemanlarının bilimsel özerklik gereği bilimsel/akademik faaliyetler yapmasını engelleyen bir yön bulunmadığını ve kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında söz konusu öğretim elemanlarının çalışma koşullarıyla ilgili düzenlediği kuralların bilimsel özerklik ilkesine aykırı olmadığını belirtmiştir.

Mahkeme ayrıca dava dilekçesinde her ne kadar tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanları ile diğer öğretim elemanları arasında eşitsizlik yaratıldığı ileri sürülmüşse de sağlık hizmetinin özelliği ve önemi nedeniyle bu hizmetin diğer hizmetlerden farklı olduğunu ve bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamayacağını ifade etmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme, öğretim elemanlarının çalışma yasağına ilişkin dava konusu kuralların Anayasa’nın 10., 17., 56. ve 130. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir.

2- Çalışma yasağı kapsamında mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmakta olan tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının, Kanun’un yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde bu faaliyetlerini sona erdirmeleri, bu süre içinde faaliyetlerin sona erdirmemeleri halinde istifa etmiş sayılacakları ve üniversiteyle ilişkilerinin kesileceğine ilişkin kurallar

Mahkeme, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliği ilkesinin, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığını, kanunlara güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin, bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunmasının hukuki güvenlik ilkesinin gereği olduğunu, belirlilik ilkesinin ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade ettiğini belirtmiştir.

Mahkeme, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının mesai saatleri dışında mesleki faaliyette bulunmalarını yasaklayan 5947 sayılı Kanunun bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesinin kararıyla iptal edildiğini ve tam zamanlı olarak çalışan söz konusu öğretim üyelerinin mesai saatleri dışında olmak kaydıyla, istedikleri takdirde, serbest meslek faaliyetinde bulunmaları veya özel kuruluşlarda çalışmalarının mümkün hale geldiğini, kanun koyucunun daha sonra dava konusu kuralların yer aldığı 6514 sayılı Kanunla söz konusu öğretim elemanlarının çalışma rejimini değiştirdiğini ve bazı istisnalar dışında bunların mesai saatleri dışında mesleki faaliyette bulunmalarını ve özel kuruluşlarda çalışmalarını yeniden yasakladığını ve Anayasa Mahkemesinin söz konusu geçici düzenlemelerin yürürlüklerinin durdurulmasına karar verdiğini hatırlatmıştır.

Yargı kararları sonrası tam zamanlı çalışan öğretim üyelerinin, mesai saatleri sonrası serbest olarak çalışabilecekleri yönünde oluşan kanaat ve beklenti nedeniyle üniversite dışındaki serbest çalışmalarını planladıklarını, ekonomik ve sosyal hayatlarını bu koşulları öngörmek suretiyle belirlediklerini ifade eden Mahkeme, öğretim üyelerinin var olan durumun devam edeceğine dair oluşan beklenti ve kanaat nedeniyle planladıkları faaliyet ve çalışmaları ile bunlar gereğince yaratılan hukuki durumlarını dava konusu kurallar gereğince sona erdirmek zorunda olmaları, aksi hâlde haklarında insan hayatında çok önemli bir hukuki sonuç doğuran istifa etmiş sayılma veya ilişik kesme işlemlerinin uygulanmasının hakkaniyete aykırı olduğunu ifade etmiştir.

Mahkeme, söz konusu öğretim üyeleri için yargı kararlarına güvenerek mesai saatleri sonrası çalışma ve faaliyette bulunmalarının bu statünün kazanılmış hak olarak değerlendirilmesini olanaklı kılmasa da bu statülerin belli bir süre devam edeceğine ilişkin meşru bir beklenti oluşturduğunu ve bu beklentinin hukuki güvenlik ilkesi gereğince korunması gerektiğini ayrıca kanun koyucunun aynı konuyla ilgili pek çok kanun çıkarmış olmasının da söz konusu öğretim üyelerinin hukuki durumları bakımından belirsiz bir durum yarattığını, bu nedenlerle dava konusu kuralların hukuk devletinin gereği olan hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerine aykırı olduğunu belirtmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme dava konusu kuralları Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görerek iptal etmiştir.

 

Bizi Sosyal Medyada Bulun

Sosyal medya sayfalarımıza üye olarak haberlerimize ulaşmak için aşağıdaki ikonları kullanabilirsiniz.

İçerik Koruması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince, Sitemiz içeriğinin izinsiz olarak kopyalanması, alıntı yapılması yasaktır.