logo yeni

FAZLA YAPILAN ÖDEMENİN GERİ İSTENMESİ

Aktif . Yayınlanma Mali ve Sosyal Konular

ÖZET : 1- Yokluk ile mutlak butlan halleri hariç ve kişinin gerçek dışı beyanı veya hilesi de sebebiyet vermemiş olmak kaydıyla, idarenin yanlış şart tasarrufunu (özellikle yanlış intibak işlemini), ancak iptal davası süresi veya kanunlarda özel bir süre varsa bu süre içinde yahut iptal davası açılmışsa dava sonuna kadar, geriye yürür şekilde geri alabileceğine,

2- Bu süreler geçtikten sonra yanlış tasarrufun geriye yürür şekilde geri alınamayacağına,

3- Bu süreler geçtikten sonra yanlış tasarrufun geri alınması halinde geri alma gününe kadar doğmuş durumların, parasal sonuçları da dahil olmak üzere, hukuken kazanılmış durum olarak tanınması gerektiğine,

4- Bu nedenle yanlış işlemin (intibakın) bu süreler geçtikten sonra geri alınması durumunda geri alma gününe kadar ödenmiş bulunan fazla paraların (aylıkların) hukuken geçerli bir nedenle ödenmiş bulunduğunun kabulü gerekmesi karşısında artık sebepsiz zenginleşme söz konusu olamayacağından, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak geri istenemeyeceğine,

YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU KARARI (27.01.1973)
E. 1972/6 K. 1973/2

DAVA : İdarenin şart tasarruf niteliğindeki karar ve işlemlerinin, sonradan hataya düşüldüğünün anlaşılması üzerine, geri alınmaları sonucu bu şart-tasarrufa dayanılarak yapılmış fazla ödemelerin, Borçlar Kanununun 61 ve sonraki maddelerindeki sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince, idare tarafından geri istenip istenemeyeceği konusunda Dördüncü Hukuk Dairesinin çelişik görüş ve uygulamayı kapsayan kararları olduğundan söz edilerek, bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi Daire Başkanlığının 19.6.1972 günlü yazısı ile istenilmişken sonradan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun da, aynı konuda birbirine aykırı, 10.11.1954 gün ve 82/90 sayılı ve 11.5.1955 gün 53/52 sayılı kararlarının varlığı anlaşılmış olduğundan Birinci Başkanlıkça, Dördüncü Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulu kararları arasındaki içtihat ayrılığının giderilmesi bakımından, konunun incelenmesi 1221 sayılı Yargıtay Kuruluş Kanununun 6082 sayılı Kanun ile değiştirilen 8. maddesinin ikinci fıkrasının ( B ) bendi gereğince, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kuruluna havale edilmiş ve bu kurulda, Dördüncü Hukuk Dairesi kararları ile Hukuk Genel Kurulunun kararları incelenerek içtihat uyuşmazlığı bulunduğu oybirliği ile kararlaştırıldıktan sonra konu tartışılmıştır.

KARAR : Kararlar arasındaki uyuşmazlığın esası; idarenin bir şart - tasarrufa dayanarak ödeme yaptıktan ve bir süre geçtikten sonra, bu tasarrufun yanlışlığının anlaşılarak geri alınması ve bu suretle, düzeltilerek hukuka uygun duruma getirilmesi üzerine, geçmişte, yanlış tasarrufa dayanılarak yapılmış fazla ödenen paraların geri istenmesi davasında hangi kuralların, diğer bir deyimle, idare hukuku kurallarının mı, yoksa Borçlar Hukuku kurallarının mı uygulanacağı noktasındadır. Uygulanacak kurallar belirlendikten sonra, bu kuralların geri istemeye imkan tanıyıp tanımadığının ikinci bir mesele olarak çözümlenmesi gerekecektir.

Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanının yazısında eklenen örneklerden de anlaşıldığı gibi, dairenin bazı kararlarında "Yetkili idare organınca, yasalara uygun olmasa bile, yapılan bir tasarruf sonunda ödemede bulunması halinde, sonradan bu tasarruf idarece kendiliğinden geri alınmış veya kaldırılmış olsa dahi geri alınmış olan bu tasarrufların doğurduğu sonuçları tanımanın idare hukuku kuralları gereği olduğundan idarenin geri alma davalarının reddi gerektiği" açıklanmış ( 4. HD. 20.12.1958 gün, E. 9525, K. 8617 - 21.9.1959 gün, E. 5239, K. 6665 - 27.10.1964 gün, E. 13356, K. 5076 ) böylece idare hukuku kuralları uygulanmış ve bu kurallara göre yanlış tasarrufa dayanılarak ödenen fazla paraların geri istenmesine imkan bulunmadığı kabul edilmiş iken, diğer bazı kararlarında "Ortada yanlış bir tasarruf bulunduğuna göre, idarenin bu yanlışlığın bilerek ödeme yaptığı benimsenemeyeceği, Borçlar Kanununun 62. maddesinin öngörülen hükmü yanlış, ödeme ile ilgili olduğu, ödeme bağışlama iradesine dayanmayıp, maddi veya hukuki anlamda, kusurlu bir davranış veya yorumla yanlışa düşüldüğü için sebepsiz zenginleşme kurallarınca, ödenen fazla paranın geri alınması gerektiği öngörülerek ( 4. HD. 24.11.1959 gün, E. 58/8766, K. 8450 - 16.1.1968 gün, E. 66/10745, K. 522 - 23.10.1970 gün, E. 5015, K. 7582 ) sadece borçlar hukuku kurallarını uygulamış, ayrıca fazla ödenen paraların geri alınmasına da imkan tanımıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise, yukarıda sözü edilen iki kararından birinde ( 10.11.1954 gün, 82/90 sayılı ), Borçlar Yasasının 62. maddesi hükmünün uygulanması ve bu hükme göre esasa girilerek yanlış ödendiği anlaşılacak paranın geri alınmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle, direnme kararını bozmuş, diğerinde ise ( 11.5.1955 gün, 53/52 sayılı ), Borçlar Yasası hükümlerine hiç dokunmayarak, geri istemenin hukuk, adalet ve nasafet kurallarına aykırı düşeceği gerekçesiyle paranın geri alınması davasını ret ve bozma üzerine israr eden mahkeme kararını bozmuştur.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun, 1327 sayılı Kanunla değiştirilmiş şekliyle yürürlüğe girmesinden sonra, memur ve benzerlerinin ) yeni kanuni duruma getirilmelerinde ( intibaklarında ) yanlışlık yapıldığının sonradan anlaşılması üzerine, bu yanlış intibakların ( işlemlerin ) idarece düzeltilmesi sonucu, düzeltmeye kadar geçen sürede fazla ödenen aylıkların geri alınıp alınamayacağı hususundaki anlaşmazlıklar içtihadı birleştirmenin konusunu aktüel ve çok geniş kapsamlı bir niteliğe sokmuştur. Tartışma sırasında Devlet Memurları Kanunu da ele alınmış, intibak işleminin bir şart tasarruf niteliğinde bulunması itibariyle, intibak yanlışlığından doğan olacak davalarının da içtihadın kapsamına girdiği kabul edilmiştir.

Yargıtay Büyük Genel Kurulundaki tartışmada, idare hukuku kurallarının bu gibi olaylara uygulanamayacağı görüşü azınlıkta kalmıştır. Ancak bu görüşte olan üyeler dahi, sadece Borçlar Kanununun 63. maddesine dayanarak, yanlış tasarruf sonucu yapılan fazla ödemelerin geri istenemeyeceği savunmuşlardır.

Bu görüşe göre, sebepsiz de olsa iyiniyetle zenginleşen kişi, aldığını geri verildikten sonra, ivazsız kazandırmanın hiç olmaması halinde içinde bulunacağı durumdan daha kötü bir duruma düşmemelidir. Özellikle, yanlış intibak sebebiyle memurlara yapılan fazla ödemelerin geri istenmesinin bu sonucu doğuracağı, yani fazla ödemelerin geri verilmesinin onları, bu ödemeler yapılmadan önce bulundukları durumdan daha kötü bir duruma getireceği açık ve bilinen bir gerçek olmakla ayrıca ispatı dahi gereksizdir.

Aşağıda açıklanacağı gibi çoğunluk, idare hukuku kurallarının olaya uygulanması gerektiğini kabul etmiş, ancak bunlardan çok azınlıkta kalan bir kısmı, idare hukuku kurallarının istirdada elverişli olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Bunların görüşüne göre, anlaşmazlık yanlış bir idari tasarrufun geri alınmasından doğmaktadır. Bu bakımdan idare hukuku kurallarının olaya uygulanması gerekir. İdare hukuku kuralları da, fazla ödenen paraların geri alınmasına imkan verir. Çünkü bir idari tasarrufun geri alınması da ikinci bir idari tasarruf olup, yanlış tasarrufun kazai yoldan iptalinin sonuçlarını doğurur, yani geriye doğru yürür ( makable şamildir ). Bu yanlış tasarrufu geri alma işlemi iptal edilmedikçe yürürlükte kalır, fazla ödenen para geri istenebilir.

Çoğunluk, olaya idare hukuku kurallarının uygulanacağını, bu kuralların yanlış idari tasarruf sebebiyle yapılan fazla ödemelerin geri alınmasını önlediğini kabul etmiştir. Çoğunlukta bulunanların bir kısmı; Türk Borçlar Kanununa alınmamış olan İsviçre Borçlar Kanununun 61. maddesine dayanarak Türk Borçlar Kanununun 61, 62 ve sonraki maddeleri hükümlerinin kamu ( idare ) hukuku alanına giren olaylara uygulanamayacağı, onun için Borçlar Kanununda bir kanun boşluğunun mevcut olduğu, şart tasarruf niteliğindeki bir idare işleminden doğan sebepsiz zenginleşme iddialarında bu boşluğun, olaya göre özel nitelikte bulunan idare hukuku kurallarının uygulanması yoluyla doldurulması gerektiği, hukuk kurallarının ise, iptal davası açma süresi geçtikten sonra, hukuka aykırı ( yanlış ) idari tasarrufun geri alınmasının ilerisi için hüküm ifade edecek nitelikte bulunduğu, bu itibarla geri yürüyemeyeceği ve geçmişteki durumun kazanılmış bir durum doğurduğu, bu idare kurallarının olaya uygulanması sonucu, yanlış tasarruf sebebiyle yapılan fazla ödemelerin belirli bir süre geçtikten sonra artık istirdat edilemeyeceği noktasında toplanmıştır.

Çoğunluğun esas görüşü ise; aşağıda geniş olarak açıklanacağı gibi, hemen yukarıdaki görüşe çok yakın, ancak o görüşü de içine alacak şekilde daha kapsamlıdır. Bu itibarla her iki görüşü tek bir görüş olarak kabul etmek mümkün bulunmaktadır. İşte çoğunluğun benimsediği görüş şöyledir:

Kamu hukukunun bir bölümü olan idare hukuku, (Devletin özel kişiler gibi hareket ettiği durumlar hariç) devlet ile kişilerin ilişkilerine ait kurallar topluluğunun olup, özel hukuk ise, eşit hak ve menfaatlere sahip kişiler arasındaki hukuki ilişkilere ait kurallardan ibarettir. Bu durumun tabii bir sonucu olarak, idare hukuku ilişkin ve anlaşmazlıklarına, idare hukuku kuralları, özel hukuk ilişki ve anlaşmazlıklarına ise özel hukuk kurallarının uygulanması gereklidir.

Borçlar Kanununun 61 ve sonraki maddelerinde düzenlenmiş bulunan sebepsiz zenginleşmede sebep, ile bunun sonuçlarını ayırmak gerekir. Eğer bu sebep kamu (idare) hukukunu ilgilendiren bir sebep ise, bu geçerli (muteber) olup olmadığı kamu (idare) hukuku ilkelerine göre çözümlenecek, konu çözümlendikten sonra, sonuçlarının tayin ve tespitinde Borçlar Kanununun 61 ve sonraki maddeleri uygulanacaktır. (Oser Schönenberger - Borçlar Hukuku, Recai Seçkin çevirisi, 1950 Sh. 560, 561 - Bussy Andre, İsviçre - Türk Hukukunda Sebepsiz Zenginleşme, Kemal Gürsoy çevirisi, 1948, Sh. 16, 17 - Becker - İsviçre Medeni Kanun Şerhi, Cilt VI, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Fas. 2, K. Reisoğlu çevirisi, Sh. 372;). Ancak sebepsiz zenginleşmenin sonuçlarına Borçlar Kanununun 61 ve sonraki maddeleri hükümlerinin uygulanabilmesi için kamu ( idare ) hukukunda bu hükümlerin aksine hüküm bulunmaması gerekir. Diğer bir deyimle, Borçlar Kanunu hükümleri, kamu ( idare ) hukukunda bu hüküm bulunmadığı hallerde tamamlayıcı hüküm olarak uygulanır ( Fiek F., Commentaire du Code Federal des Obligations, cilt I, 1915 Sh. 175 ). Yine, Türk Borçlar Kanununa alınmamış olan ve memurların görevlerini ifa sırasında sebebiyet verdikleri zararlardan dolayı sorumluluklarına ait İsviçre Borçlar Kanununun 61. maddesinin yorumunda, memurun kendi fiillerinden dolayı kamu kuruluşlarına karşı sorumluluğunun derecesini kamu hukuku kurallarının tayin edeceği ve örneğin kendisine tanınmış takdir veya yorum hakkını kullanırken hataya düşmesini, kamu ( idare ) hukuku kurallarınca, kusur olarak telakkisine imkan bulunmadığı kabul edilmektedir.

( Oser - Schönenberger, a.g.e., Sh. 551- 552 - Funk Fritz, Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt 1, Umumi Hükümler, H. Veldet ve C.H. Selek çevirisi, 1938, Sh. 106, 107 ). Türk sisteminin uygulama şekli de ayrıca bizi yukarıdaki kabul tarzına götürmektedir. Şöyle ki: İdarenin, mahkemeye başvurmadan, resen istirdada kalkması halinde, bu istirdat işlemi aleyhine açılacak iptal davası Danıştayda görülecek ve tabiidir ki, Danıştay, bu anlaşmazlığı çözmek için, idare hukuku kurallarını uygulayacaktır. İdare fazla ödemeleri resen memurun aylığından kesmeyip de olayda olduğu gibi mahkemeye başvurduğu takdirde işlem aynı anlaşmazlık olduğu halde, bu kez idare hukuku kurallarının değil de Borçlar Yasası kurallarının uygulanması ve belki de tamamen aksi sonuca varılması adalet ve hukuksal düzenin kabul edemeyeceği bir durum yaratacaktır. Hukuk alanında devamlılık (istikrar) ve güven ise temel ilkelerdendir. Onun için, anlaşmazlık sebebi idare hukukunu ilgilendiren bir sebep ise bu çelişkiyi önlemek, ikili sonuca varma ihtimalini ortadan kaldırmak, uygulamada yeknesaklığı sağlamak, için de, tasarrufun ait bulunduğu hukuk dalı kurallarının uygulanması zorunludur.

Bu suretle idarenin, yanlış tasarrufunu geri alması üzerine geri alma tarihine kadar ödediği fazla paraları, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsilini istemesi davalarında yanlış tasarrufun geri alınıp alınamayacağı, geri alınabilse dahi geçmişteki durumların hukukça tanınması gerekip gerekmediği, bunun sonucu olarak ödenmiş paraların geri istenip istemeyeceği konusundaki sorunun idare hukuku kurallarından faydalanılarak çözümlenmesi gerektiği belirlenmiş olmaktadır.

Bir idari tasarruf iradi veya gayri iradi sebeplerle sona erebilir. İradi olarak sone erme halleri kazai yoldan iptal, tasarrufun idare tarafından geri alınması, tasarrufun kaldırılması veya düzeltilmesi şeklinde özetlenebilir. Kazai yoldan iptal ile geri alma, genel hataları ile birbirine benzeyip geriye yürürler yani ( makable şamil ) olurlar. Tasarrufun kaldırılması ve düzeltilmesi ise, kaldırma ve düzeltme tarihlerinden itibaren hüküm ifade ederler, geriye yürüme tesirleri yoktur ( Bu konuda bakını, Tan Turgut, İdari İşlemin Geri alınması 1070, Sh. 2-12 ). İçtihat konusu uyuşmazlıkta, özellikle memurların intibaklarında, yapılan yanlış işlemin ( intibakın ) düzeltilmesi söz konusu imiş gibi görünmekte ise de, burada yanlış tasarruf geri alınmış ve ayrıca, hukuka uygun yeni bir işlem ( intibak ) yapılmış bulunmaktadır. Nitekim, idarenin geçmişte ödenen maaş farklarını geri istemek için davalar açmış olması da, idarenin amacının, bir geri alma tasarrufunda bulunmak olduğunu göstermektedir.

Kural olarak bir idari tasarruf idare tarafından geri alınabilir. Ancak, bu geri almanın mümkün olup olmadığı hususu, içtihatlar, kamu yararı, geri alınan tasarrufu dolayısıyla kişilerin elde etmiş oldukları hakların karşılaştırılması suretiyle anlaşılabilir. ( Wvaline M., Droit Administratif, 1963, Sh. 558 ).

Hukuka uygun idare tasarruflarının geri alınması, esas itibariyle bu tasarrufların gelecekteki hükümlerine son vermek veya gelecek için hükümlerini değiştirmek demektir. ( Onar Sıddık Sami, İdare Hukukunun Umumi Esasları, Cilt 1, 2. Bası, 1960, Sh. 432 ). Bu itibarla hukuka uygun tasarrufların geri alınması ancak, geçmişte doğmuş haklara, ( kazanılmış haklara ) saygı göstermek, bu hakları tanımak suretiyle mümkündür. Diğer bir deyimle, hukuka uygun tasarrufların makable şamil şekilde geri alınması imkan dahilinde değildir; hukuka uygun bir tasarrufun geri alınması kaldırma veya düzeltme niteliğindedir. Hukuka aykırı, yanlış tasarruflara gelince ( yokluk veya mutlak butlan nedenleriyle sakat olan bir idare tasarrufu, kural olarak geriye yürür biçimde geri alınabilirse de, bu durumlar işbu içtihadın konusu dışındadır ), idare hukukunun genel prensibi, bir idari tasarrufun geriye yürümeyeceği şeklindedir. Oysa bir tasarrufun geri alınması, iptal gibi, geriye yürür sonuç doğuracaktır. Bu takdirde, geri alma işleminin durumu ve sonuçları, bu genel prensip göz önünde tutularak tespit edilmelidir. Burada, yanlış bir idare tasarrufunun geri alınmasındaki kamu yararı ile bu yanlış tasarrufun kişiler yararına yarattığı hukuki durumların korunması ( istikrar prensibi ) çatışma halindedir. Ancak bu çatışma görünüştedir, zira yanlış bir idare tasarrufunun geri alınması kamu yararı bakımından zorunlu gibi görünmekte ise de, istikrarın korunmasında da kamu yararı vardır. Yerleşmiş ( müesses ) durumlar hataen de doğmuş olsalar ve hak teşkil etmeseler bile, her zaman geriye yürür şekilde ortadan kaldırılabilmeleri, istikrarı ve toplumun güven hissini sarsar, kamu düzenini zedeler. Hukuka aykırı işlemin, ilgili kişi lehine yarattığı hukuki durumların ilelebet tartışma konusu yapılması sakıncalıdır. Dolayısıyla belirli bir süre geçtikten sonra bu hukuki durumların korunmasında, meşru yararları olan ilgililerin korunmasını, yani hukuki durumların dokunulmazlığını, kabul etmek gerekir. ( Tan T, a.g.e. Sh. 60 ).

Burada ne sürede yanlış tasarruftan dolayı kişi yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş, ( müesses ) bir durum doğduğu meselesi ortaya çıkmaktadır. Uzun süre, yanlışın, bir tasarrufu geriye yürür biçimde ortadan kaldırmak için bir sebep olmadığı kabul edilmiştir. ( Odent Raymont, Gententieux Administratif, 1965-1966, Fas. I. Sh. 743 ). Ancak, sonradan bu görüş değişmiş ve kişilere tanınan iptal davası süresi içinde veya özel bir dava süresi varsa o sürede yahut, dava açılmış ise, dava sonuna kadar idarenin tasarrufunu geriye alabileceği yabancı doktrin ve içtihatlar ile Türk doktrininde kabul edilmiş ve yerleşmiştir. Prof. Waline, "Hukuka aykırı bir işlem ancak, iptal davası süresi içinde geri alınabilir. Bu süre geçtikten sonra geri alma imkansızdır" demektedir. ( Waline, a.g.e., Sh. 560- 561 ). Odent, görüşünü "Hukuka aykırı bir idare işlemi, bu idare işleminin iptali için kanun yolu açık olduğu sürece, iptal süresi geçmedikçe geri alınabilir. Bu süre geçtikten sonra hukuka aykırı işlemin geri alınması da hukuka aykırı olur." şeklinde ifade etmektedir ( Odent a.g.e., Sh. 743-746 ). Prof. Rivere '.nin görüşü de aynı yöndedir: "Geri alma, iptal davası açma süresi ve dava açılmış ise hakim karar verinceye kadar mümkündür. Bunun dışında geri alma hukuka aykırı olur; idare kararı kanuna aykırı olsa bile artık kazanılmış hak olmuştur.

İçtihatlar hukuki güveni ( istikrarı ) kanuniyetten daha önemli telakki etmektedirler." ( Rivero, Droit Administratif, Paris 1965, 3. baskı Sh. 95 ).

Prof. Sıddık Sami Onar da yanlış işlem konusunda, aynı görüşü benimsemektedir: "Tasarruf ancak iptal davası müddeti veya hususi bir dava müddeti varsa o müddet veyahut iptal davası açılmışsa davanın müddeti içinde geri alınabilir. Ancak, bu müddet şartının fert lehine bir durum doğurmuş olan tasarruflarda nazara alınması doğru olur. Ferde külfetler yükleyen durumları daima kaldırılmalıdır" ( Onar S., S., a.g.e., Sh. 432, 433 ). Aynı fikirde olan diğer yazarlar: Charles Debbasch, Droit Administratif, 1968, Sh. 268 - Prof. Umberto Fragola, Gli Atti Administrativi, Napoli 1964, 2. baskı, Sh. 195 - Doç. Lütfi Duran, İdare Hukuku Meseleleri, 1957, Sh. 83 - Doç. Mukbil Özyörük, İdari Dersleri, 1965-1966, Sh. 80, 81 - Turgut Tan, a.g.e., Sh. 116-117 ). İlmi içtihatlar genellikle geri almanın bir süre ile sınırlandırılması merkezindedir. Danıştay da istikrar prensibini olayın özelliğine göre uygulamaktadır. ( Tan T., a.g.e., Sh. 116-122 ). Burada gerçekten kesin bir sürenin tespiti zorunludur, çünkü hukukun amacı, kişilerin birbiriyle veya devletle olan ilişkilerinde güven ve devamlılığı ( istikrarı ) sağlamaktır. Bugün devlet, mülk devlet veya polis-devlet olmaktan çıkmış, topluma hizmet etmekle yükümlü sosyal bir kuruluş halini almış, mülk devlet veya polis devlet kavramı yerini hukuk devletine bırakmıştır. ( Bakınız: 1961 Anayasası, Başlangıç kısmı ve Md. 2 ). Devletin her eylem ve işlemi yargısal kontrole açık hale gelmiştir. ( Anayasa, Md. 114 ) bir hukuk devletinde ise, devletin eylem ve işlemleri takdiri kurallara değil, hukuk kurallarına uymalıdır. Kişiler davranışlarını önceden konulmuş objektif bir takım kurallara uydurmak zorunda oldukları gibi, devlet de böyle bir takım kurallara uymak zorundadır. ( Onar S.S., a.g.e., Sh. 113, 115, 127-129 ). Bu nedenlerle doktrinin ( bilimsel içtihatların ), yanlış tasarrufu geri alma işleminin iptal davası süresi içinde ( bizde 90 gün ) veya özel bir dava süresi varsa bu sürede yahut dava açılmış ise, dava sonuna kadar imkan dahilinde bulunduğu, bu süreler geçtikten sonra geriye yürür şekilde tasarrufun geri alınmasının imkansız olduğu yolundaki birleşik ve yerleşmiş tutum ve görüşü, gerek objektif bir kural niteliğinde olup takdire yer vermemesi gerekse adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve devamlılık (istikrar) bakımından tercihi gereken bir hukuki norm olarak kabul edilmeli ve bu kabulün ışığı altında içtihadı birleştirme konusu olan uyuşmazlık çözümlenmelidir. Bu çözüm şekli eşitlik ilkesine de uygun düşmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, uzun süre, idarenin, yanlış da olsa, tasarrufunu mukable şamil olarak geri alması hakkı idareye tanınmıştı. Fakat, sonradan, gerek eşitlik ilkesi gerekse iptal davasında idarenin davayı kabul edebileceği, yani işlemini geriye yürür şekilde geri alabilmesi imkanının varlığı, iptal davası süresi içinde işlemini geri alma imkanını idareye tanımak gerektiği görüşünü üstün kılmıştır. Gerçekten, nasıl ki iptal davası açabilmek için gerekli olan süre geçtikten sonra, istikrarın korunması pahasına, kişiler aleyhindeki hukuka aykırı (yanlış) idare işlemlerinin artık iptali istenemiyor ve işleme suni bir sıhhat tanınarak idare iptal davası tehdidinden kurtuluyorsa, bunun aksini de düşünmek, yani idare edilenlerin de haklarında yapılmış işlemlerin sınırsız olarak geri alınabileceği tehlikesinden kurtarılmaları gerekir (Özyörük, a.g.e., Sh. 81 - Tan, a.g.e., Sh. 116, 117). Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti, kişiye haksızlık yapmamak, kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de faydalandırmak zorundadır. Sebepsiz zenginleşme davası hakkaniyete dayanan bir davadır. Oysa kişiyi (özellikle intibaklarda memuru ) ilelebet bir durumun değiştirilebileceği endişesi içinde bırakmak ve yanlış işlemin doğuşunda hiçbir payı bulunmayan iyi niyetle zenginleşen kişiyi aldığını geri verdikten sonra, bu yanlış işlem ve ivazsız kazandırma olmasa idi bulunacağı durumdan daha kötü bir duruma düşürmek hakkaniyet ilkesi karşısında, hukuken savunulamayacak bir tutum olur. Bu nedenle, nasıl ki, iptal davası süresi veya kanunlarda ayrı bir süre belirtilmişse bu süre geçince kişi için işlem kesinleşiyorsa, bu sürelerin geçişinin, idare için de işlemi kesinleştireceği kabul edilmelidir. O halde, varılan sonuç: yukarıda tespit olunan süreler geçtikten sonra idarenin yanlış şart-tasarrufu geriye yürür şekilde geri alamayacağı, fakat bu süreler içinde işlemin geri alınmasının, iptal davası, gibi, geriye yürür tesir doğuracağı merkezindedir.

Ancak, burada bir husus açıklığa kavuşturulmalıdır. Yukarıda belirtilen kabul şekli, bu belirli süreler geçtikten sonra hukuka aykırı (yanlış) idare tasarrufunun artık hiçbir zaman geri alınamayacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.

Bu tarzda yorumlanacak olursa, yanlış işlem sonucu doğan hukuka aykırı durumun ilelebet devam edeceği kabul edilmiş olur ki, bu durum da eşitlik istikrar ve kamu düzeni ilkeleri ile bağdaşmaz. Burada müktesep hak ( kazanılmış hak ) ile müesses durum ( yerleşmiş, kazanılmış durum ) kavramları arasındaki fark meydana çıkmaktadır. Kazanılmış hak hukuka uygun bir işlemden doğar ve bu işlem geri alınsa bile, ilerisi için de devam eder.

Yerleşmiş, kazanılmış durum kavramı ise, hukuka aykırı bir işlemin belirli süre geçtikten sonra geri alınması üzerine artık ilerisi için işlemin hüküm ifade etmeyeceğini, fakat geçmişte kalan durumun da tanınması gerektiğini ifade eder, yani işlemin ilerisi için değiştirildiği, düzeltildiği anlamına gelir. Onun için, hukuka aykırı ( yanlış ) işlem, yukarıda açıklanan süreler geçtikten sonra geri alınırsa sonrası için kişiye bir hak bahşetmez, yalnızca geçmişteki durumun, parasal da olsa, tanınması sonucunu doğurur. Fakat, yukarıda varılan sonuç ve kabul edilen kural ancak iyi niyetli kişiler içindir. Eğer, idarenin yanlış işlem yapmasına kişinin gerçek dışı beyanı veya hilesi sebebiyet vermiş ise, bu yanlış idare işlemi her zaman, bir süre şartına bağlı olmaksızın, geriye yürür şekilde geriye alınabilir.

Yukarıdan beri yapılan açıklama ve incelemelerden anlaşılacağı gibi, yanlış bir şart tasarrufun idare tarafından geri alınmasından dolayı ödenmiş fazla paraların geri istenmesi davalarında, kamu yararı ile kişisel yararı uzlaştıracak, kamu ve hukuk düzenini sarsmayacak, aksine, bunlara güven ve devamlılık sağlayacak nitelikte en adil ve hukuki bir norm olarak iptal davası süresini, genel olarak yanlış şart tasarrufu, geriye yürü şekilde geri almak için bir sınır olarak kabul etmek, bu süre geçtikten sonra tasarrufun ancak ilerisi için hüküm ifade edecek şekilde geri alınabileceği, daha doğrusu ilerisi için değiştirilebileceği, tarzında bir sonuca varmak gerektir. Belirtilen süreler geçtikten sonra idare yanlış tasarrufunu geri alsa bile, geçmişteki durumlar artık kazanılmış durum niteliğinde olacağından, yanlış işleme dayanılarak yapılmış ödemelerin sebepsiz olduğu da ileri sürülemeyecek ve geri istenmesi mümkün olmayacaktır.

SONUÇ : 1- Yokluk ile mutlak butlan halleri hariç ve kişinin gerçek dışı beyanı veya hilesi de sebebiyet vermemiş olmak kaydıyla, idarenin yanlış şart tasarrufunu (özellikle yanlış intibak işlemini), ancak iptal davası süresi veya kanunlarda özel bir süre varsa bu süre içinde yahut iptal davası açılmışsa dava sonuna kadar, geriye yürür şekilde geri alabileceğine,

2- Bu süreler geçtikten sonra yanlış tasarrufun geriye yürür şekilde geri alınamayacağına,

3- Bu süreler geçtikten sonra yanlış tasarrufun geri alınması halinde geri alma gününe kadar doğmuş durumların, parasal sonuçları da dahil olmak üzere, hukuken kazanılmış durum olarak tanınması gerektiğine,

4- Bu nedenle yanlış işlemin (intibakın) bu süreler geçtikten sonra geri alınması durumunda geri alma gününe kadar ödenmiş bulunan fazla paraların (aylıkların) hukuken geçerli bir nedenle ödenmiş bulunduğunun kabulü gerekmesi karşısında artık sebepsiz zenginleşme söz konusu olamayacağından, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak geri istenemeyeceğine ve içtihatların bu yolda birleştirilmesine, ilk toplantı günü olan 27.1.1973 tarihinde üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.

 

 

Bizi Sosyal Medyada Bulun

Sosyal medya sayfalarımıza üye olarak haberlerimize ulaşmak için aşağıdaki ikonları kullanabilirsiniz.

İçerik Koruması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince, Sitemiz içeriğinin izinsiz olarak kopyalanması, alıntı yapılması yasaktır.