logo yeni

GÖREVE SON VERME İŞLEMİNİN İPTALİ HALİNDE PARASAL HAKLARIN ÖDENMESİ

Aktif . Yayınlanma Mali ve Sosyal Konular

Danıştay 12. Dairesi Başkanlığının 14.10.2009 tarihli ve E:2007/3502, K:2009/5412 sayılı Kararı.

Özeti : Davacının görevine son verilmesine dair işlem hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğundan bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gerektiği hakkında. 

            Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : …

            Vekili                           : Av. …

            Karşı Taraf                   : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

            Vekili                           : Av. …

            İsteğin Özeti                : İstanbul 1. İdare Mahkemesince verilen 22.12.2006 günlü, E:2003/642, K:2006/2749 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

            Savunmanın Özeti        : Savunma verilmemiştir.

            Danıştay Tetkik Hakimi : Tülay Şeran Balaban

            Düşüncesi                    : Kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise, iptal kararı gereği davacının hukuka aykırı bulunan işlem nedeniyle uğradığı zararların tazmini gerektiğinden ve iptal kararının usulden olmasının, idarenin hatalı işleminden kaynaklanan zararları ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağından bozulması gerektiği düşünülmüştür.

            Danıştay Savcısı           : Gül Filiz Ercan Aslantaş

            Düşüncesi                    : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

            Dava, aday itfaiye eri olarak görev yapmakta iken 657 sayılı Yasanın 56. maddesi uyarınca görevine son verilen ve bu işlemin iptal edilmesi üzerine görevine dönen davacı tarafından, açıkta kaldığı dönemde yoksun kaldığı tüm özlük ve parasal hakları ile 2.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

            İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 22.12.2006 günlü, E:2003/642, K:2006/2749 sayılı kararıyla; dosyanın incelenmesinden, davacının aday itfaiye eri olarak görev yapmakta iken temel eğitimde başarısız olduğu nedeniyle 657 sayılı Yasanın 56. maddesi uyarınca görevine son verildiği, bu işleme karşı açtığı davanın reddi yolunda verilen kararın, 1580 sayılı Yasanın 83. madesinin 10. bendinde belediye memurlarının görevlerine son verilmesinin belediye encümenin görevi olduğuna işaret edildiğinden Belediye Başkanınca davacının görevine son verilmesinde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle Danıştay Onikinci Dairesinin 31.1.2001 günlü, E:1998/1923, K:2001/275 sayılı kararıyla bozulduğu ve İstanbul 1. İdare Mahkemesince bozma kararına uyularak işlemin iptaline karar verildiği, davacının iptal edilen göreve son verme işlemi nedeniyle uğradığı zararların tazmini istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine bakılan davayı açtığının anlaşıldığı, olayda, davacının memuriyetle ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin tesisine eğitim kursuna gitmeyerek kendisinin sebebiyet verdiğinin açık olduğu, işlemin usul hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle iptal edildiği, ayrıca idarenin iptal kararında belirtilen eksikliği gidererek tekrar davacının ilişiğinin kesilmesine karar verdiği, bu işleme karşı açılan ve Mahkemelerinin 2003/644 esasına kayıtlı davada, işlemin hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verildiği, bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de; her hizmet kusurunun idarenin tazminat sorumluluğuna yol açmayacağının da bilinen idare hukuku ilkelerinden olduğu, dolayısıyla işlemin tesisine kendi kusuruyla sebebiyet veren davacının açıkta geçen döneme ilişkin yoksun kaldığı özlük haklarının tazminine ilişkin talebinde hukuka uyarlık bulunmadığı, davacının manevi tazminat talebine gelince, davacının şeref ve haysiyetini rencide edici bir olaydan bahsedilemeyeceği gibi, bu işlem nedeniyle duyduğu üzüntü ve elemin de manevi açıdan tazmin edilmeyi gerektirecek nitelik taşımadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

            Davacı; hukuka aykırı bulunarak iptal edilen işlem nedeniyle uğradığı zararların tazmini gerektiğini öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

            İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, davacı tarafından ileri sürülen hususlar mahkeme kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden bunlardan hiçbirisine uymamaktadır.

            2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesine göre, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabileceği kuşkusuzdur.

            Diğer taraftan bir idari işlemin yargısal bir kararla iptali halinde, bu iptal kararlarının işlemin yapılması sırasında unsurlarında bulunan sakatlıkları saptadığı, işlemi yapıldığı andan başlayarak ortadan kaldırdığı, bu özelliği nedeniyle geriye yürüyen sonuçlar doğurduğu, başka

bir anlatımla, işlemin tesis edildiği tarihten önceki hukuki durumun geçerliliğini sağladığı İdare Hukukunun bilinen ilkelerindendir. Yargı mercileri tarafından idari bir işlemle ilgili olarak verilen iptal kararının doğurduğu bu sonucun, verilen iptal kararı ister usul yönünden, isterse esas noktasından verilmiş olsun, hiçbir şekilde değişmeyeceği açıktır.

            Zira, anılan İdare Hukuku ilkesinden dolayı idare, iptal kararının amaç ve kapsamına göre yeni bir işlem ya da işlemler yapmak, iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmak, işlemin hiç yapılmamış sayılmasının bir gereği olarak önceki hukuki durumun geçerliliğini sağlamakla yükümlü bulunmaktadır. Dolayısıyla, görevine son verilen bir kamu görevlisinin yargısal yoldan bu işlemin iptalini sağlaması halinde, ister usul yönünden ister esas noktasından verilmiş olsun, idarenin bu karara uygun işlem tesis etmesi ve işlemin doğurduğu hukuki ve fiili bütün sonuçları ortadan kaldırması gerekmektedir.

            Bakılan davada, davacının görevine son verilmesine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılarak iptaline hükmedilmiş olması karşısında, T.C. Anayasanın 125. maddesinde yer alan, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu kuralı nedeniyle, davacının görevine son verildiği  21.1.1997 tarihinden göreve başlatıldığı 4.2.2003 tarihe kadar yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi gerekirken, dava konusu işlemin usul yönünden iptaline hükmedilmiş olduğu gerekçesiyle davacının parasal haklara ilişkin talebinin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.

            Öte yandan, davacının henüz memuriyet statüsünü kazanmadan adaylık dönemi içinde görevine son verilmiş olması nedeniyle özlük hak isteminin karşılanmasının mümkün olmadığı açıktır.

            Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince verilen 22.12.2006 günlü, E:2003/642, K:2006/2749 sayılı kararın, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden davacının temyiz isteminin reddi ile bu kısmının onanmasına, parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini talebinin reddine ilişkin kısmı yönünden ise davacının temyiz isteminin kabulü ile kararın bu kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince bu kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 14.10.2009 tarihinde onanan kısım için oy birliği, bozulan kısım için ise oy çokluğu ile karar verildi. 

KARŞI OY

            Davacının parasal haklarının tazmini isteminin reddi yönünden de İdare Mahkemesi kararı hukuk ve usule uygun olduğundan, kararın bu kısmının da onanması gerektiği görüşüyle kararın bozmaya ilişkin kısmına katılmıyorum.

 

Bizi Sosyal Medyada Bulun

Sosyal medya sayfalarımıza üye olarak haberlerimize ulaşmak için aşağıdaki ikonları kullanabilirsiniz.

İçerik Koruması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince, Sitemiz içeriğinin izinsiz olarak kopyalanması, alıntı yapılması yasaktır.