logo yeni

CUMHURİYET SAVCISININ MESLEKTEN ÇIKARILMASI İLE EMEKLİLİĞİ ARASINDAKİ BAĞ

Aktif . Yayınlanma Emeklilik

Özeti : Hakkında verilen meslekten çıkarma cezasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararını yargı mercii önüne götürme imkanı bulunmayan, ancak İdarenin hukuka aykırı işlemleri sebebiyle yaş haddinden emekli olacağı tarihe kadar mesleğini fiilen yapma hakkını da kullanamayan ve bu işlemler nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığı da açık olan davacının, istek ile emekliye ayrılmış olmasının, meslekten çıkarma cezası ve bu işlem nedeniyle uğradığı zarar arasındaki illiyet bağını kesmeyeceği hakkında.

Danıştay 11. Dairesinin 22.04.2014 tarihli ve Esas No: 2013/4459 Karar No: 2014/2291 sayılı Kararı.

Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : ...

Karşı Taraf (Davalılar) : 1- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Vekili    : Av. ...

2- Adalet Bakanlığı

İstemin Özeti : Ankara 7. İdare Mahkemesince verilen 25.06.2013 tarihli ve E:2012/1123; K:2013/1062 sayılı kararın; davacı tarafından, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Davalı İdarelerce temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hâkimi : Erhan Yıldırım

Düşüncesi : Her ne kadar davacı, meslekten çıkarma cezasına yaptığı itiraz sonuçlanmadan emekliye ayrılmış ise de; o tarihlerde yürürlükte olan mevzuata göre davacının itirazını inceleyecek kurulun çoğunluğunun yine cezayı veren kurul üyelerinden oluşması, davacının bu nedenle itirazından olumlu bir sonuç çıkmayacağı öngörüsü ve meslekten ihraç edilen Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının alternatif olarak yapabileceği Avukatlık mesleğini de yapamayacağı kaygısı karşısında, emeklilik talebinde bulunmak zorunda kaldığının kabulü gerektiği, esasen bu durumun re'sen emekliye sevk işlemi ile fiili olarak bir farkının bulunmadığı göz önüne alındığında, davacının 6087 sayılı Yasa ile yeniden yapılandırılan ve anılan Kanun'un geçici 3. maddesi uyarınca, davacı hakkında verilen cezayı hukuka aykırı bularak kaldıran Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bu kararı üzerine, hakkında verilen hukuka aykırılığı ortaya konulan ceza karşısında emekli olmak zorunda kalması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açtığı davada, meslekten çıkarma cezası ile oluştuğu ileri sürülen zarar arasında illiyet bağının kesildiği gerekçesi ile davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince, 2577 sayılı Yasa'nın 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

Dava, Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 29.02.1996 tarihli ve 144 sayılı kararıyla meslekten ihraç edilen ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun geçici 3. maddesi kapsamında yaptığı başvuru üzerine meslekten ihraç kararı kaldırılan davacı tarafından, emekliye ayrıldığı 15.06.1997 tarihi ile yaş haddinden emekliye ayrılması gereken 31.12.2008 tarihi arasındaki maaş farklarından oluşan maddi zararı ile 20.000- TL manevi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince; davacı tarafından meslekten çıkarma cezası verilmesi nedeniyle erken emekliye ayrılmak zorunda kaldığı ileri sürülmekte ise de, davacının söz konusu meslekten ihraç kararı kesinleşmeden ve meslekten çıkarma cezası uygulanmadan, kendi isteğiyle emekliye ayrılmakla, ceza ile uğradığını iddia ettiği zarar arasındaki illiyet bağının kesildiği dikkate alındığında, cezanın sonradan kaldırılmış olması nedeniyle, emekliye ayrıldığı 15.06.1997 tarihinden yaş haddinden emekliye ayrılması gereken 31.12.2008 tarihine kadar oluştuğu ileri sürülen maaş farklarının ödenmesine hukuken imkân bulunmadığı; davacıya manevi tazminat ödenmesi şartlarının da gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı, Mahkeme kararının, hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ve temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun 2. maddesinde; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun; Adalet Bakanının başkanlığında, Yargıtay'dan üç asıl ve üç yedek, Danıştay'dan iki asıl ve iki yedek üye ile Adalet Bakanlığı Müsteşarından kurulacağı; 10. maddesinde Kurulun; Başkanın, onun yokluğunda Başkanvekilinin daveti üzerine, üye tamsayısı ile toplanacağı; Yargıtay ve Danıştay'a mensup asıl üyelerin Başkanlık ettiği hallerde veya yokluğunda, toplantı yeter sayısının sağlanması için asılları yerine, Kurula kıdem sırasına göre yedeklerinin iştirak edeceği; Bakanlık Müsteşarının Kuruldaki üyeliğinin asli görevi süresince devam edeceği; Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekâlet etmekte olanın Kurula katılacağı; Kurulun kararlarını salt çoğunlukla alacağı, üyelerin kabul veya ret şeklinde oy kullanacağı, çekimser oyun ret sayılacağı; Kurulun Adalet Bakanlığında toplanacağı, Kurulun işlerinin Adalet Bakanlığınca yürütüleceği; 11. maddesinde, Kurul kararının tebliğinden itibaren on gün içerisinde, Adalet Bakanı veya ilgililerin, kararın bir defa daha incelenmesini Kuruldan isteyebileceği, bu halde Kurulun, gerekli incelemeyi yaparak kararını vereceği; 12. maddesinde, Kurulca yeniden incelenerek verilen karara karşı, ilgililerin tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde itirazda bulunabilecekleri; itirazın, Adalet Bakanının, onun yokluğunda Başkanvekilinin başkanlığında, asıl ve yedek üyelerden oluşan, itirazları inceleme Kurulunca incelenerek sonuçlandırılacağı; bu Kurulun toplantılarına, Başkan hariç en az sekiz üyenin katılmasının ve kararın, katılanların çoğunluğu ile alınmasının şart olduğu, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, bu karar hakkında başka bir idari ya da kazai mercie başvurulamayacağı, hükümlerine yer verilmiştir.

13.05.2010 tarihli ve 27580 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile T.C. Anayasasının "Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu" başlıklı 159. maddesi değiştirilerek, anılan Kurulun yapısı ve çalışma usulleri yeniden düzenlenmiş ve Hakimler ve Cumhuriyet Savcıları hakkında verilen meslekten çıkarma cezalarına karşı yargı yolu açılmıştır.

18.10.2010 tarihli ve 27789 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ile 13.05.1981 tarihli ve 2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ile ek ve değişiklikleri yürürlükten kaldırılarak, Anayasa değişikliğine paralel düzenlemeler getirilmiştir.

6087 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesinde, 2461 sayılı Kanun ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, haklarında meslekten çıkarma cezası verilen hâkim ve savcıların, bu cezanın kaldırılması için idarî dava açmadan önce, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde Kurula başvurmaları gerektiği; Genel Kurulun, usulüne uygun yapılan başvurular üzerine, dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda, talep halinde, başvuranın bizzat veya vekili aracılığıyla yazılı ya da sözlü savunmasını da almak suretiyle, başvurunun kabulüne veya reddine karar vereceği; başvurunun kabulü halinde, önceki kararın kaldırılmasına; hâkimlik ve savcılık mesleğine kabulde aranan niteliklerin kaybedilmemiş olması şartıyla, ilgilinin hâkimlik ve savcılık mesleğine tekrar atanmasına; önceden verilmiş olan meslekten çıkarma cezasına konu eylem sebebiyle başka bir disiplin cezası verilmesine gerek gördüğünde, eyleme uyan disiplin cezasına karar vereceği; ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca verilen kararlara karşı, Başkan veya ilgilinin, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabileceği; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların kesin olduğu; ikinci fıkra uyarınca verilen başvurunun reddine ilişkin kesinleşen kararların iptali talebiyle, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a başvurulabileceği; bu davanın, acele işlerden sayılacağı kurallarına yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının, Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken hakkında açılan soruşturma neticesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 29.02.1996 tarihli ve 144 sayılı kararıyla meslekten çıkarılmasına karar verildiği; bu karara karşı yeniden inceleme talebiyle yaptığı başvurunun, 23.09.1996 tarihli ve 1996/154 sayılı kararla reddedildiği; davacının, 03.04.1997 tarihli dilekçesiyle emekliliğini istemesi üzerine, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 11.04.1997 tarihli onayı ile 15.06.1997 tarihi itibarıyla emekliye sevk edildiği; Emekli Sandığınca davacıya, 30 yıl 5 ay fiili hizmeti ve 1. derecenin 4. kademesi intibakı ve (7600) ek gösterge rakamı ile 7000 gösterge rakamı üzerinden yüksek hâkimlik tazminatından yararlandırılmak suretiyle, 15.06.1997 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlandığı ve 30 tam hizmet yılı üzerinden emekli ikramiyesi ödendiği; itiraz başvurusunun 05.05.1997 tarihli ve 1997/24 sayılı karar ile reddi üzerine de meslekten ihraç kararın kesinleştiği, davacının 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğinden sonra yayımlanan 6087 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurusu, anılan Kanun'un geçici 3. maddesi uyarınca incelenerek Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 14.04.2011 tarihli ve 137 sayılı kararıyla; hakkındaki iddiaların ve dosyadaki kanıtların meslekten çıkarma cezası verilmesini gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından cezanın kaldırılması üzerine, davacı tarafından 14.11.2011 tarihinde Adalet Bakanlığına başvurularak, 01.01.1943 doğumlu olması nedeniyle 31.12.2008 tarihine kadar hâkim olarak görev yapabilecek durumda iken, 05.05.1997 tarihinde verilen meslekten çıkarılma kararı nedeniyle yaş haddinden önce 15.06.1997 tarihinde emekliye ayrılmak zorunda kaldığı, bu nedenle 15.06.1997 tarihinden, yaş haddinden emekliye ayrılması gereken 31.12.2008 tarihine kadar oluşan maaş farkları tutarında maddi ve 20.000 TL de manevi tazminatın tarafına ödenmesi isteminde bulunulduğu; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 18.01.2012 tarihli ve E:2011/20, K:23 sayılı kararı ile bu istemin reddedilmesi üzerine, emekliye ayrıldığı 15.06.1997 tarihinden yaş haddinden emekliye ayrılması gereken 31.12.2008 tarihine kadar oluşan maaş farkları tutarı ile 20.000 TL manevi tazminatın tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle, bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

T.C. Anayasasının 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Hukuk Devleti olgusunun işlerlik kazanabilmesi için, İdarenin bütün eylem ve işlemlerinin bağımsız yargıçlar tarafından, etkin bir yargısal denetime tabi tutulması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.

T.C. Anayasa'nın 125. maddesinde, İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ve İdarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, Temel Haklar ve Ödevlere ilişkin ikinci kısmında yer alan 36. maddesinde, herkes meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir hükmüne; 15. maddesinde, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz hükmüne; Yargı ile ilgili üçüncü bölümde yer alan 139. maddede "Hâkimler ve Savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz" hükmüne yer verilmiştir.

Anayasanın 90. maddesinde ise "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." hükmüne yer verilerek Hukuk Devleti evrensel hukuk ilkeleri ile ilişkilendirilmiştir.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 18 Mayıs 1954 tarihinde kabul edilmiştir.

Türkiye'de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile meslekten çıkarılan bir savcı ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen Kayasu-Türkiye 13.11.2008 tarih 64110/00 sayılı kararda, Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararlarının yargı denetimi dışında kalmasının, Sözleşmenin 10. ve 13. maddesine aykırılık oluşturduğuna; meslekten ihraç kararına karşı, itirazı inceleyen kurul üyelerinin dokuz kişi olup, bu dokuz üyeden dördünün ise ihraç kararını veren Kurulda bulunması; bu şartlar altında itirazları incelemekle yükümlü olan üyelerin, bağımsızlığı konusunda İç Tüzükte herhangi bir düzenleme öngörülmemiş olduğu gözetildiğinde, başvuruyu itirazen karara bağlama yetkisine sahip olan Yüksek Kurul'un bağımsızlığının şüphe götürmesi nedeniyle, Sözleşmenin 10. ve 13. maddesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.

Doktrinde, idarenin hukuki sorumluluğu, kamu hizmetlerinden doğan zararların karşılanıp giderilmesini amaçlayan hukuki bir kurum olarak tanımlanmaktadır. İlgilinin zararının karşılanabilmesi için, zarara uğramasına neden olan idari işlem veya eylem; hizmetin geç ve/veya kötü işlemesi veya hiç işlememesi şeklinde bir hizmet kusuru oluşturmalı ya da kusursuz sorumluluk esasının uygulanmasına elverişli olmalıdır.

Tam yargı davaları, İdare hukuku alanında ihlal edilmiş bir hakkın yerine getirilmesi ve uğranılan bir zararın giderilmesi için, açılan davalardır. Bu davalarla, İdarenin hukuk kuralları içinde kalması, hukukun üstünlüğünün temin edilmesi amaçlanır. Kişilerin, tam yargı davası ile hukuki bir doğruya dayanarak, sübjektif bir hakkın varlığının tespitini talep etmesi mümkündür. Mahkemece hak ihlalinin tespiti halinde, olumsuz hukuki sonuçları ortadan kaldıracak nitelikte tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 29.02.1996 tarih ve 144 sayılı kararıyla meslekten çıkarılma cezası ile cezalandırılan davacının, bu kararın yeniden incelenmesi talebinin 23.09.1996 tarihinde; itiraz başvurusunun ise 05.05.1997 tarihinde reddedildiği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması nedeniyle kesinleşen meslekten ihraç kararına karşı dava açma imkanı bulunmadığı gibi, itirazını inceleyen Kurulun çoğunluğunun cezayı veren üyelerden oluştuğu, bu nedenle itirazından da olumlu bir sonuç çıkmayacağı kanaati ile ve meslekten ihraç edilen hâkim ve savcıların avukatlık yapmalarının da mümkün olmadığı hususlarını gözeterek, aylık ve diğer sosyal güvenlik haklarından mahrum kalmamak için, 30 yıllık hizmeti karşılığında hak etmiş olduğu emekliliğini istemek zorunda kaldığı aşikârdır.

6087 sayılı Kanun uyarınca davacı tarafından yapılan başvuru üzerine dosyanın Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından yeniden incelenerek, davacının fiillerinin meslekten çıkarma cezasını gerektirir nitelikte bulunmadığı belirtilerek, 29.02.1996 tarih ve 1996/144 sayılı kararın kaldırılmasına, isnad edilen diğer fiiller yer değiştirme veya meslekten çıkarma cezasını gerektirir nitelikte bulunmadığı gibi 23.04.1999 tarihinden öncesine ait olduğundan 4455 sayılı Af Kanunu kapsamında dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Bu kararın uygulanarak savcılık görevine tekrar döndürülmesi mümkün olan davacı, yaş haddini doldurması sebebiyle, bu haktan da mahrum kalmıştır.

Aktarılan süreç sonunda oluşan bu yeni hukuki durum karşısında, hakkında verilen hiçbir kararı yargı mercii önüne götürme imkanı bulunmayan ancak İdarenin hukuka aykırı işlemleri sebebiyle yaş haddinden emekli olacağı tarihe kadar mesleğini fiilen yapma hakkını da kullanamayan davacının, bu işlemler nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığı ve bu zararın tazmini için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda belirtilen usule uygun olmak kaydıyla, dava açma hakkının doğduğunu kabul etmek gerekir.

Yukarıda belirtilen sebeplerle, meslekten ihracına ilişkin karara yaptığı itirazı, itirazları inceleme kurulunda incelenmekte iken davacının emekliliğini istemiş olmasının, meslekten çıkarılma cezası ile bu işlem nedeniyle uğradığı zarar arasındaki illiyet bağını kestiğinden bahisle, emeklilik statüsünden kaynaklanan maddi kayıplarının ödenmesine imkân bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine ilişkin mahkeme kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Öte yandan; Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken, yukarıda belirtilen süreçle karşı karşıya kalan davacının, İdarenin işlemleri sebebiyle şeref ve haysiyetinin rencide edildiği maddi ve manevi elem duyduğu açık olup, olayda manevi tazminat ödenme şartları da doğmuştur. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulmasına; dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde Danıştay'da karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Bizi Sosyal Medyada Bulun

Sosyal medya sayfalarımıza üye olarak haberlerimize ulaşmak için aşağıdaki ikonları kullanabilirsiniz.

İçerik Koruması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince, Sitemiz içeriğinin izinsiz olarak kopyalanması, alıntı yapılması yasaktır.