logo yeni

BOŞ KADROYA ATAMADA İDARENİN TAKDİR YETKİSİ

Aktif . Yayınlanma Atama

Danıştay 5. Dairesi Başkanlığının 27.02.2006 tarihli ve E:2004/5066, K:2006/751 sayılı Kararı.

BOŞ BULUNAN BİR KADROYA ATAMADA İDARENİN TAKDİR YETKİSİ BULUNDUĞU, İŞLEMİN DİĞER UNSURLARI YÖNÜNDEN HUKUKA AYKIRILIK BULUNMADIĞI SÜRECE, İŞLEMİ HAKLI KILACAK BİR NEDEN GÖSTERİLEMEDİĞİ GEREKÇESİYLE İPTAL KARARI VERİLEMEYECEĞİ HK.<

Temyiz İsteminde Bulunanlar:

1- (Davalı) : Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri

Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. ?

2- Davalı İdare Yanında Davaya Katılan: ?

Karşı Taraf : ?

İsteğin Özeti : İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nin 23.06.2004 günlü, E:2002/799, K:2004/1040 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

Cevabın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : M. Emin Kaçar

Düşüncesi : Dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı dosyanın incelenmesinden anlaşıldığından, temyiz isteminin kabulü ile işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savcısı : Mehmet Akkaya

Düşüncesi : İdarelerin, boş bulunan bir kadroya atama yapma konusundaki takdir yetkisini belirli bir kişi lehine kullanmaya yargı kararı ile zorlanamayacaklarından, davacının atanması için başvurduğu Teftiş Kurulu Başkanlığı görevine bir başka kişinin atanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamakla, temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:

Davacı, tedviren yürüttüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı görevine kendisinin değil, başka bir kişinin atanmasına ilişkin 1.5.2002 günlü, 10/04 sayılı işlemin iptali ve bu işlem nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zarara karşılık 3.000.000.000.-liranın yasal faiziyle birlikte tazminine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nin 23.6.2004 günlü, E:2002/799, K:2004/1040 sayılı kararıyla; tedviren görevlendirmenin süreklilik arz etmesinin kabulüne olanak bulunmadığı; ilgililerin tedvir görevinden alınıp durumlarına uygun görevlere atanmalarının hukuken geçerli bir sebebe dayalı olması gerektiği; sebep yokluğu ya da hukuken geçerli bir sebebe dayalı olmadan tesis edilen işlemlerin sebep unsuru yönünden muteber olmayacağı; olayda, davacının Türkiye Gemi Sanayii A.Ş.'nde müfettiş olarak görev yapmakta iken özelleştirme nedeniyle 1.3.2000 tarihinde Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü emrine naklen atandığı ve 1.8.2001 tarihinde başmüfettiş olduğu; 5.4.2000 günü Teftiş Kurulu Başkanlığı görevini tedviren yürütmekle görevlendirildiği; 3.4.2002 tarihinde bu göreve asaleten atanması isteğiyle başvuruda bulunduğu; 1.5.2002 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla bu kadroya başka bir kişinin atandığının anlaşıldığı; tedviren görevlendirmenin ancak makul bir süreyle sınırlı olarak tesis edilmesi mümkün bulunmasına karşın yaklaşık iki yıl devam ettirildiği, münhal kadroya atama prosedürünün geçici bir görevlendirmeye süreklilik kazandırmak suretiyle ihmal edilmesine hukuken olanak bulunmadığı, ayrıca işlemi haklı kılacak hukuken kabul edilebilir bir sebebin de ileri sürülmemesi karşısında işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiş ve tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.

Davalı idare, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğunu ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının iptale ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Yasalarda "tedviren görevlendirme veya atama" şeklinde bir usul öngörülmemiştir. Bununla birlikte, uygulamada, asilde aranan koşullara sahip vekil memur bulunamadığı hallerde idarelerce hizmetin aksamadan yürütülebilmesi bakımından, herhangi bir şekilde boşalmış veya boş bulunan bir göreve asilde aranan koşullara en yakın personel arasından tedviren görevlendirme yapılmakta ve idari görev bu şekilde yürütülmektedir. İdarenin, genel kabul görmüş hukuk kaidelerine aykırılık taşımamak kaydıyla, ilgiliyi belli bir nedene dayanmaksızın her zaman tedviren yürüttüğü görevden alıp asıl kadrosuna iade edebileceği kuşkusuzdur. Diğer bir deyişle, hukuki statü bakımından boş olan bir idari kadro üzerinde idarenin tasarrufta bulunabileceği ve söz konusu idari kadro için gerekli koşulları taşıyan personelin varlığı halinde, bu personelle kadroyu doldurma konusunda takdir hakkı bulunduğu açıktır.

21.3.2002 günlü, 24702 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı Kuruluş ve Görev Yönetmeliği'nin 8. maddesinde, ''Başkan, Genel Müdürün önerisi ve Yönetim Kurulu kararı ile müfettişler arasından atanır.'' hükmüne yer verilmiştir.

İdarenin, bir kamu görevine atama yapma konusunda sahip bulunduğu takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı, bu yetkinin kamu yararı ve kamu hizmetinin gerekleri gözönünde tutularak kullanılması gerektiği idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. Bununla birlikte, takdir yetkisine dayanılarak tesis edilen işlemler üzerindeki yargı denetimi, hukuka uygunluk unsuru ile sınırlı olup, idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği ve yerindelik denetimi yapılamayacağı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 2. fıkrasında açıkça vurgulanmış bulunmaktadır.

Olayda, Teftiş Kurulu Başkanlığına atanan kişi ile davacının, özelleştirme nedeniyle başka kurumlardan Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü emrine atandıkları; Teftiş Kurulu Başkanlığı görevine getirilen kişinin davacıdan daha önce 19.2.2001 tarihinde başmüfettişliğe atanmış olduğu; atama tarihinde Genel Müdürlükte yedi başmüfettişin görev yaptığı; her iki başmüfettişin sicil raporlarının da çok iyi olduğu anlaşılmaktadır.

Davalı idare, boş bulunan bir kadroya kamu yararı ve hizmet gereklerini gözeterek en uygun kişiyi atama konusunda, gerekli nitelikleri taşıyanlar arasında tercihte bulunma hak ve yetkisine sahip olduğundan, bu yetkisini belirli bir kişi lehine kullanmaya yargı kararı ile zorlanamayacağı gibi; bu husustaki yargısal denetimde, işlemin diğer unsurları yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sürece, idarenin işlemi haklı kılacak hukuken kabul edilebilir bir neden gösteremediği gerekçesine dayanılarak iptal kararı verilemeyeceği açıktır. Belirtilen hukuksal duruma göre, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüyle İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 23.6.2004 günlü, E:2002/799, K:2004/1040 sayılı kararın iptale ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adıgeçen Mahkemeye gönderilmesine, 27.2.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bizi Sosyal Medyada Bulun

Sosyal medya sayfalarımıza üye olarak haberlerimize ulaşmak için aşağıdaki ikonları kullanabilirsiniz.

İçerik Koruması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince, Sitemiz içeriğinin izinsiz olarak kopyalanması, alıntı yapılması yasaktır.